Hue'deki gezintimiz tamamlanınca rahat bir araba yolculuğuyla HOIAN'a geçtik. Eski şehir merkezindeki otelimize yerleştik. Asya yemekleriyle aramız iyi değil ya henüz, otelin nehre yakın bir restoranı varmış indirim kuponu da verdiler hemen akşam yemeğine oturduk. İlk iş karidesli ve sebzeli noodle yanında Hanoi birası ısmarlamak oldu. Efes'in yerini tutmaz ama olsun en azından soğuk . Cesaret edemediğimiz ve kaynağını bilemeyiz diyerek hiç et ve tavuk yemedik bugüne kadar. Sadece sebze ve deniz ürünleriyle besleniyoruz. Zaten buralarda pişirme usülleri de sağlıklı, yağ kullanmıyorlar kızartma hariç, herşey sebzeli ve sebzelerden hazırlanan soslarla tatlandırılıyor, tuz yok soya sosu var acı soslar var, tatlı ekşi soslar var, soğan suyu sebze suyu var vs vs. Tatlı yerine de hep meyve yiyoruz ;) Zımba gibi dönücez Türkiye'ye galiba...
Vietnam'da arka arkaya dizilmiş görülecek yerler listemiz ve ayarlanmış turları tamamlayabilmek için koşturuyoruz açıkçası. Bu kadar büyük görünmüyordu haritada bu ülke ;)
Yemek sonrası oldukça turistik bir hale gelmiş eski şehirde geziniyoruz, incik boncuk hediyelik eşya satanlarla pazarlık yapıyoruz. Bu yolculuğa çıkmadan bir süre önce başlamıştık karşılıklı terapiye: "çok fazla birşeyler satınalmayacağız ve hatta birbirimize de engel olacağız". Hem valizde yerimiz yok hem de yolumuz uzun ne de olsa. Ama tabii iki paket chopstick'ten ne zarar çıkar; hele ki pazarlık 220.000 VND ile başlayıp iki paket toplam 100.000 VDN'ye (yaklaşık 10 TL) kapanmışsa, koy sepete:)
Tapınaklarda yaklaşık 25 gün boyunca sönmeden yanan tütsüler tavana asılı
25 USD fiyattan başlıyor, önemli dilekler için.
17. Yy'da yapılan Fukien Assembly Hall
Gezini orta yerinde iki defa ağır sağanakla ıslanıyoruz, hava sıcak ya yanımızda ne şemsiye ne de yağmurluk almamıştık, çok ıslandık çooook. Buradaki iklime ve havanın ani değişimine alışmamız lazım artık. Evet hava sıcak ama adı üstünde "wet season" yani ıslak sezon;) Öğleden sonra Hoian'da eski şehrin önemli bir iki tapınağını, Japon Köprüsü'nü gezerken hemen her turistin üzerinde gördüğümüz tek kullanımlık uzun yağmurluklardan ediniyoruz, hani bizim konserlerde stadyumlarda satılanlara benzer. Eh epey iş görüyor öyle tek seferde da parçalanmadı, hala kullanılabilir durumda bugün. Buradaki sağanaklarda yanımızda getirdiğimiz kısa yağmurluklar iş görmüyor açıkçası. Eski işyerimden Hindistan'daki arkadaşlarımın kulaklarını çınlatıyorum hemen. Derlerdi bana "Ebru sen hiç muson gördün mü, adımını dışarıya atamıyorsun ki iş yapalım, biraz daha sabır" diyorlardı. Şimdi onları daha iyi anlayabiliyorum ...
Yine şanslıyız yerel dans ve şarkıların gösterimini yakaladık kısa Hoian günümüzde. Kültür farklılıklarını bu gösterilerde hissetmek mümkün, Japonya'da ağırbaşlı vakur ve saygılı insanların dansları ve müzikleri de bu özelliklerini yansıtıyordu. Şimdi buradaki gösteriler ise Vietnam'ın yaşam savaşını anlatıyor sanki, biraz hüzünlü, biraz umut vaat edici ama eninde sonunda kendi çapında enerjik...
http://youtu.be/AJoc7wp-FZU
http://youtu.be/lpMiRnLyrDo
http://youtu.be/XMp00JZfVJY
Hoian bizim için kısa bir durak oldu. Vietnam'ı kuzeyden güneye katetmeye devam. Bir sonraki durağımız NHA TRANG sahil şehri. Burası Asya'nın Nice'i diyebilmek isterdim ama o kadar yağmurlu ve deniz o kadar dalgalı ki kıyaslamak örnek vermek yanlış olabilir. Öncelikle beni şaşırtan şey şu oldu bütün menüler, mağazaların tabelaları veya açıklamaları Rusça. Son dönemde Rus turistlerin uğrak yeri olmuş. Bizimle bile Rusça konuşmaya çalışmaları ilginçti doğrusu, hani boya posa baksa, ten saç rengine baksa anlayacak olmadığımızı ama standarda bağlamışlar anlaşılan. Neyse Vietnam'daki kısıtlı günlerimizi planlarken Nha Trang'da iki gece kalıp dinleniriz demiştik. Aynen planladığımızı yaptık, hem dinlendik hem de bir önceki yazımızda detayları verdiğimiz gece hayatını test ettik.
Geldik seyahatimizin 25. Gününe: 22 Kasım. Hava şartları nedeniyle rötarlı bir uçuş sonrası SAIGON'a, yeni adıyla HO CHI MINH CITY'ye inip otele yerleştik. Gece pazarını gezme amacımıza bu gece ulaşamayacağımız yemek sonrası kapanan göz kapaklarından belli oldu. Nedense yağmur ve kapalı hava enerjimizi de alıp götürüyor. Ertesi gün istimaket Cao Doi Temple ve Cu Chi tünelleri.
Havalimanında beklerken, buralarda çok karşılaştığımız timsah ve yılanderisi ürünlerim en vahşilerini görmek de nasip oldu ne yazık ki... Vahşetin kanıtları çantaların üzerinde duruyor: Zavallı hayvanların kafalarını ve ayaklarını kanıtmışcasına yerleştirmişler ürünlere :((( Satınalan birilerini görseydim herhalde itiraz edip alma diye çıkışacaktım, neyse ki müşteri yok. Aklıma Türkiye'deki sosyetik hayvansever Panter Emel geliyor, gülümsüyorum ...
Her öğlen yapılan toplu ibadet :
İbadet sonrası eve dönüş yine motorla ;)
Kurulan bubi tuzaklarından veya yere açılmış çukurlara hazırlanan kapanlardan kaçış şansı yokmuş açıkçası. Bulunmamak ve yaşamaya devam edebilmek için her türlü akıllı yöntemi kullanmışlar. Örneğin Amerikan askerlerinin kullandıkları sabunlarla yıkanmışlar ki havalandırma bacalarından köpeklerle yapılan aramalarda farklı koku algılanmasın. Ya da eski araba lastiklerinden yaptıkları sandallarını ters yönde taban takarak kullanmışlar ki ayakizleri ters/yanlış yöne gidilmiş hissi uyandırsın ve düşmanı tuzaklara yönlendirsin.
Kapak kapandığında farkedilme olasılığı ...
Gece pazarında pazarlık durumları :)))
Vietnameese Itunes store ;)
Sokak köftecisi yerine "sokak bar"ı ;)
Bir sonraki yazıda : Mekong Deltası : Suyun ve suda yaşamın her hali...