Bu Blogda Ara

29 Kasım 2013 Cuma

VİETNAM BÖLÜM 2 (HOIAN - NHA TRANG - SAIGON)




Hue'deki gezintimiz tamamlanınca rahat bir araba yolculuğuyla HOIAN'a geçtik. Eski şehir merkezindeki otelimize yerleştik. Asya yemekleriyle aramız iyi değil ya henüz, otelin nehre yakın bir restoranı varmış indirim kuponu da verdiler hemen akşam yemeğine oturduk. İlk iş karidesli ve sebzeli noodle yanında Hanoi birası ısmarlamak oldu. Efes'in yerini tutmaz ama olsun en azından soğuk . Cesaret edemediğimiz ve kaynağını bilemeyiz diyerek hiç et ve tavuk yemedik bugüne kadar. Sadece sebze ve deniz ürünleriyle besleniyoruz. Zaten buralarda pişirme usülleri de sağlıklı, yağ kullanmıyorlar kızartma hariç, herşey sebzeli ve sebzelerden hazırlanan soslarla tatlandırılıyor, tuz yok soya sosu var acı soslar var, tatlı ekşi soslar var, soğan suyu sebze suyu var vs vs. Tatlı yerine de hep meyve yiyoruz ;) Zımba gibi dönücez Türkiye'ye galiba...

Vietnam'da arka arkaya dizilmiş görülecek yerler listemiz ve ayarlanmış turları tamamlayabilmek için koşturuyoruz açıkçası. Bu kadar büyük görünmüyordu haritada bu ülke ;)

Yemek sonrası oldukça turistik bir hale gelmiş eski şehirde geziniyoruz, incik boncuk hediyelik eşya satanlarla pazarlık yapıyoruz. Bu yolculuğa çıkmadan bir süre önce başlamıştık karşılıklı terapiye: "çok fazla birşeyler satınalmayacağız ve hatta birbirimize de engel olacağız". Hem valizde yerimiz yok hem de yolumuz uzun ne de olsa. Ama tabii iki paket chopstick'ten ne zarar çıkar; hele ki pazarlık 220.000 VND ile başlayıp iki paket toplam 100.000 VDN'ye (yaklaşık 10 TL) kapanmışsa, koy sepete:)


  


  

  

Tapınaklarda yaklaşık 25 gün boyunca sönmeden yanan tütsüler tavana asılı

25 USD fiyattan başlıyor, önemli dilekler için.

17. Yy'da yapılan Fukien Assembly Hall


Ertesi sabah My Son Holy Land turumuz var, Cham'lerin inşa ettikleri tapınaklar bölgesine gidiyoruz.  Adını "My Son = güzel dağ" eteklerinde yeraldığı dağdan alıyor. Az uyku, çok yol, çok gezmek : Vietnam'daki durumumuz budur.  Acısını sonraki duraklarda çıkaracağız ümidiyle tam gaz devam ediyoruz. Bu turdaki rehberimiz tam bir artist. Vietnamlı ama amerikalı Jhonny gibi konuşmaya çalışmalar bir havalar bir aksanlar ki sormayın gitsin. Ekibin adını da "team tiger" koydu nereye gitsek arkamızdan bağırıyor "my team tiger, please follow me this way" :)))

  

"My son holy land" 4 ile 13. Yy arasında o tarihlerde burada yaşamış Champa Krallığı tarafından yapılan, toplamda 70 civarında Hindu tapınağın bulunduğu alanın adı. UNESCO Dünya Miras Listesinde yeralıyor. Dinlediklerimden aklımda kalanlar şöyle : 1800 lerde fransızlar ormanın içinde kaybolmuş bu yeri keşfediyorlar ve tapınakların tamamını ortaya çıkarıyorlar. Hatta dış yüzeylerdeki figürlerin kafa kısımlarını kesip Louvre'a götürüyorlar... Ne yazık ki savaş sırasında yoğun bombardıman nedeniyle tapınakların çoğu yerle bir oluyor ve yarım yamalak da olsa ayakta kalanların sayısı 20 lere kadar düşüyor. Şimdilerde İtalyan ve Japon destekli ancak çok yavaş ilerleyen bir restorasyon süreci devam ediyor. Yine aklımda kalanlardan önemli bir unsur da bu alanda yerleşim olmaması, yaklaşık 20-30 km uzaktaki yerleşim alanlarından buraya sadece dini ritüellerini yapmak amacıyla geliyormuş insanlar.

Gezini orta yerinde iki defa ağır sağanakla ıslanıyoruz, hava sıcak ya yanımızda ne şemsiye ne de yağmurluk almamıştık, çok ıslandık çooook. Buradaki iklime ve havanın ani değişimine alışmamız lazım artık. Evet hava sıcak ama adı üstünde "wet season" yani ıslak sezon;) Öğleden sonra Hoian'da eski şehrin önemli bir iki tapınağını, Japon Köprüsü'nü gezerken hemen her turistin üzerinde gördüğümüz tek kullanımlık uzun yağmurluklardan ediniyoruz, hani bizim konserlerde stadyumlarda satılanlara benzer. Eh epey iş görüyor öyle tek seferde da parçalanmadı, hala kullanılabilir durumda bugün. Buradaki sağanaklarda yanımızda getirdiğimiz kısa yağmurluklar iş görmüyor açıkçası. Eski işyerimden Hindistan'daki arkadaşlarımın kulaklarını çınlatıyorum hemen. Derlerdi bana "Ebru sen hiç muson gördün mü, adımını dışarıya atamıyorsun ki iş yapalım, biraz daha sabır" diyorlardı. Şimdi onları daha iyi anlayabiliyorum ...


Yine şanslıyız yerel dans ve şarkıların gösterimini yakaladık kısa Hoian günümüzde. Kültür farklılıklarını bu gösterilerde hissetmek mümkün, Japonya'da ağırbaşlı vakur ve saygılı insanların dansları ve müzikleri de bu özelliklerini yansıtıyordu. Şimdi buradaki gösteriler ise Vietnam'ın yaşam savaşını anlatıyor sanki, biraz hüzünlü, biraz umut vaat edici ama eninde sonunda kendi çapında enerjik...

http://youtu.be/AJoc7wp-FZU
http://youtu.be/lpMiRnLyrDo
http://youtu.be/XMp00JZfVJY

Hoian bizim için kısa bir durak oldu. Vietnam'ı kuzeyden güneye katetmeye devam. Bir sonraki durağımız NHA TRANG sahil şehri. Burası Asya'nın Nice'i diyebilmek isterdim ama o kadar yağmurlu ve deniz o kadar dalgalı ki kıyaslamak örnek vermek yanlış olabilir. Öncelikle beni şaşırtan şey şu oldu bütün menüler, mağazaların tabelaları veya açıklamaları Rusça. Son dönemde Rus turistlerin uğrak yeri olmuş. Bizimle bile Rusça konuşmaya çalışmaları ilginçti doğrusu, hani boya posa baksa, ten saç rengine baksa anlayacak olmadığımızı ama standarda bağlamışlar anlaşılan. Neyse Vietnam'daki kısıtlı günlerimizi planlarken Nha Trang'da iki gece kalıp dinleniriz demiştik. Aynen planladığımızı yaptık, hem dinlendik hem de bir önceki yazımızda detayları verdiğimiz gece hayatını test ettik.

  
Geldik seyahatimizin 25. Gününe: 22 Kasım. Hava şartları nedeniyle rötarlı bir uçuş sonrası SAIGON'a, yeni adıyla HO CHI MINH CITY'ye inip otele yerleştik. Gece pazarını gezme amacımıza bu gece ulaşamayacağımız yemek sonrası kapanan göz kapaklarından belli oldu. Nedense yağmur ve kapalı hava enerjimizi de alıp götürüyor. Ertesi gün istimaket Cao Doi Temple ve Cu Chi tünelleri.

Havalimanında beklerken, buralarda çok karşılaştığımız timsah ve yılanderisi ürünlerim en vahşilerini görmek de nasip oldu ne yazık ki... Vahşetin kanıtları çantaların üzerinde duruyor: Zavallı hayvanların kafalarını ve ayaklarını kanıtmışcasına yerleştirmişler ürünlere :((( Satınalan birilerini görseydim herhalde itiraz edip alma diye çıkışacaktım, neyse ki müşteri yok. Aklıma Türkiye'deki sosyetik hayvansever Panter Emel geliyor, gülümsüyorum ...

  


Tay Ninh'te yeralan Cao Dai tapınağını ziyarete giderken öğrendik ki bu din henüz 1920 yılında, birçok dinin karışımı olarak (Budizm, Taoizm, Konfiçyunizm, Hristiyanlık ve İslam) başlatılmış. Özellikle bu bölgede yaşayanların çoğunluğunun takip ettiği bir dinmiş . Yine Vietnamlıların ne kadar özgür ve açık fikirli olduklarına dair bir örnek duyuyoruz rehberimizden. Vietnam'da çocuklar istedikleri dini seçmekte serbestmişler. 10 yaşına geldiğinde çocuğa soruyorlar ailemizin dinini mi seçersin yoksa başka bir din mi diye. İlginç değil mi komünist ama bireyleri oldukça özgür bir ülke burası. Yine sorarak edindiğimiz ilginç bir bilgi daha size: gençler evlenecekleri kişiyi kendileri seçiyorlarmış, öyle görücü usulü veya ailelerin eş seçme işi burda eskilerde kalmış. Zaten hep gördük kızlı erkekli geziyorlar, kimsenin karıştığı ettiği yok;) Neyse konuyu dağıtmadan devam :Detaylarını internetten bulabileceğiniz bu dinin merkezi olan rengarenk tapınağı ve her öğlen yapılan toplu ibadetlerini izlemek keyifliydi.

Her öğlen yapılan toplu ibadet :

http://youtu.be/WMiaWJV1SpY


İbadet sonrası eve dönüş yine motorla ;)

Ardından günün beklenen anına yaklaşıyoruz. Cu Chi tünellerine doğru yolalırken Vietnam gerillaları ve amerikan askerlerini nasıl altettiklerine dair hikayeleri dinliyoruz. Cu Chi, Amerikalılara karşı Viet Cong tarafından 1968'de başlatılan savaşın merkez üssü. Ülkede yaygın tüneller zincirinin en önemlilerinden biri hem askeri üs hem de saklanma yaşam yeri olarak kullanılmış. Gerillaların çok zekice yaptıkları işler sayedinde savaşı nasıl kazandıklarını görmek etkileyici bir deneyim oldu. Çok yakın bir tarihte burada kimbilir kaç kişi öldü, kaç kişi yaralandı. Düşüncesi bile tüylerimizi diken diken ediyor ve biz tam o savaşa alanının ortasında, ormanda bir yerlerdeyiz... Çok üzücü ve aynı zamanda tuhaf bir his yaşadığımız...



Kurulan bubi tuzaklarından veya yere açılmış çukurlara hazırlanan kapanlardan kaçış şansı yokmuş açıkçası. Bulunmamak ve yaşamaya devam edebilmek için her türlü akıllı yöntemi kullanmışlar. Örneğin Amerikan askerlerinin kullandıkları sabunlarla yıkanmışlar ki havalandırma bacalarından köpeklerle yapılan aramalarda farklı koku algılanmasın. Ya da eski araba lastiklerinden yaptıkları sandallarını ters yönde taban takarak kullanmışlar ki ayakizleri ters/yanlış yöne gidilmiş hissi uyandırsın ve düşmanı tuzaklara yönlendirsin.

    

  

Kapak kapandığında farkedilme olasılığı ...


Tünelleri inşa ederken çıkardıkları toprakları bomba çukurlarına doldurmuşlar farkedilmesin diye. Atılmış ancak patlamamamış bomba fünyeleri tuzaklarda kullanmış ve Amerikalıları kendi silahlarıyla vurmuşlar. Fünye artıklarını eritip kendi silahlarını yapmışlar gibi gibi. Teknoloji ve silah, zekaya ve özgürlük azmine yenik düşmüş. Hislerimizi pozitife çevirmeye yetiyor bunları dinlemek ve hissetmek.

  

 

Cu Chi tünellerinden dönüşte Saigon'da son gecemiz, şehri çok gezemedik vaktimiz kalmadığı için ama night market/gece pazarının altını üstüne getirdik. Sokak yemekleri, sokak barı ve hatta gezici itunes store aklımda kalan ilginçliklerden ;)

Gece pazarında pazarlık durumları :)))

  


Vietnameese Itunes store ;)

Sokak köftecisi yerine "sokak bar"ı ;)


Saigon da tam bir scooter şehri, 9 milyonluk nüfusa 5 milyon scooter. Hanoi'ye göre arabalar daha fazla sayıda ve lüks görünüyor, Toyota özellikle jip pazarını kapmış görünüyor buralarda. Canlı ve diğerlerine göre daha zengin ve renkli bir şehir. Hatta ana kavşaklardan biri bize Japonya'yı bile hatırlattı;)





Bir sonraki yazıda : Mekong Deltası : Suyun ve suda yaşamın her hali...