
Bir bilinmeyen ve merak edilendi varana kadar. Hakkında bildiğimiz okuduklarımızdan ibaretti, komünist ve dışarıya oldukça kapalı bir ülke, adını popüler turizm mekanlarınlarından biri olarak son yıllarda daha fazla duyurmaya başlamış ve dışa açılma yönünde çabalarını artırmaya devam ediyor. Vize almanın problem olduğunu, birkaç yerden duyup okuduk, vize alamadığı için Vietnam'ı göremediğinden öykünen gezginlerin yazıları aklımızın bir kenarında;"vizelerimiz tamam" diye mutlu mutlu giriş yaptık bu gizemli ülkeye.
Aslında bilmediğimiz görmediğimiz her yer bizim için merak ve az da olsa endişe dolu olabiliyor. Ne zaman ki birkaç gün yaşıyoruz, herşeye alışıp başlıyoruz sanki on aydır oradaymış gibi herşeyi doğal karşılamaya. Keten helvaların adres tarifi vermeye başlamaları bundan kelli...
Biz yine de bu ülkede geçirceğimiz 15 gün için herşeyimizi önceden ayarladık otel transferler, günlük turlar... Kaç gün nerede kalacağız, nereleri göreceğiz hep belli. Bunun da rahatlığı var üzerimizde, pek oralı değiliz;)

İlk durağımız Hanoi. Geceyarısı indik havalimanına, aracımız bizi otele transfer etti, yattık uyuduk. Ne zaman ki sabah oldu günlük şehir turuna başlayacağız, o zaman anladık nasıl bir yerde olduğumuzu. Otelimiz şehrin eski merkezinde, ana bir caddede. Gece geldiğimizde ara sokak gibi gelmişti bize halbuki. Sabah otelden alınmayı bekliyoruz, etrafı keşfetmek için sabırsızlanıyoruz. Tur aracı bizi almayı unutup tura çoktan başlamış, bir taksiyle yetiştik ikinci noktaya neyse ki. Her ne kadar tur dahilinde gezmeyi çok sevmesek de hem ülkenin şartları hem az zamanda çok yer görebilmek için günlük turlar kullanışlı. Eh burası Avrupa değil ne de olsa ve biz ilk defa bu kadar doğuya geldik. Zaten burada tek başına gezen pek yok herkes rehberler eşliğinde geziyor. Tur dediğime bakmayın en fazla 6-7 kişilik ufak gruplarla geziyoruz. Hatta bazı günler bize özel aracımız ve rehberimiz var. Yanlış anlaşma olmasın, biz zengin veya lükse düşkün olduğumuzdan değil ülkenin durumu bu şekilde;)
Vietnam denince aklıma ilk gelen kelimelerden biri scooter. Heryer onlarla dolu. Otomobil çok pahalı olduğu ve almaya güçleri yetmediği için an çok kullanılan araç buymuş ve inanılmaz bir trafik yoğunluğu var heryerde. Sırf Hanoi'de 6 milyon scooter bulunuyor, nüfus 8 milyon. Herhalde scooterı olmayan 2 milyon çocuklar olsa gerek. Bu yoğunluğa rağmen çok az kaza oluyormuş. Rehber anlattı bunu sağlamak için üç tane "iyi" miz var : iyi frenler, iyi kornalar ve iyi şans...

Daha iyi anltamak için şehrin tam merkezinden görüntüler :
http://youtu.be/Evi1DvtDKFk
İkinci anahtra kelime benim için : tropik meyveler. Japonya'da çektiğim meyve sebze hasretinden sonra ne kadar mutluyum anlatamam. Hem sebze meyve çok hem de benim bayıldığım tropik lezzetler, oyle elma armut değil yani;) En başta dragon fruit, bayıldığım meyvelerden biri, turistik yerlerde dahi ayıklanmış yemeye hazır haliyle tanesini 3 TL'ye yiyebiliyorsunuz. Bir diğeri milky fruit, aynı fiyat ama çok daha küçük. Diğerlerini daha sonra bir başka yazıda detaylandırabiliriz belki, işte mango ve adını şimdi hatırlayamadığım bir sürüsü daha.



Vietnamlıların ilginç bir yemek kültürü var. Öncelikle çok çeşitli yemekleri var ve bir öğünde en az 6-7 çeşit yiyorlar, öyle bir çorba, bir ana yemek, bir pilavla bitmiyor öğünler. Herkes kahvalti dahil sokakta yemek yiyor. Kimse evinde yemek yapmıyormuş çünkü hem çok çeşitli şeyler yiyorlar hem de rehberimizin anlattığına göre bazı et yemeklerin pişmesi için en az 4 saat gerekiyormuş. Her turlu sakatat yiyorlar, kaz ayagi vb. Çiğ yumurtalı bir çorbaları dahi var. Açıkçası karmakarışık ve damak zevki olarak bize uymadığı için herşeyi yiyemedik, yalan yok. Sebzeli noodle bizi kurtaran başyemek oldu. Onu bulamayınca pirince soya sosunu bastık oldu bitti :) Böyle zamanlarda sloganımız #direnketenhelvalar...Hani Keten Helvaların bir de arka sokaklardaki restoranları keşfetme huyu vardı ya, onu unutun. Burası Avrupa değil Amerika değil... Bırakın arka sokağı ana caddede bile sokak yemeği yiyemedik henüz :)

Gelelim kahve olayına. Vietnam kahve ihracatında üst sıralarda yeralmasına rağmen avrupa usulü kahve içmek pahalı nedense. Bir cafe latte 5,5 ile 7,5 TL arasında değişiyor. Gereğinden fazla turistik olmuş galiba. Ama Vietnam kahvesi içerseniz fiyat yarıya hatta bazen üçte bire iniyor. Bugün denedim gayet lezzetli. Benim gibi açık kahve sevenler için gayet uygunbir damak zevki. Neyse zaten burada turistleri "USD" olarak gördüklerine şüphe yok. Tutturduğu fiyata mal satmaya çalışıyorlar. O yüzden pazarlık bence şart. Eh mesleki alışkanlık da var tabii ama inanın Vietnam'da pazarlık şart ;)10 TL diyerek başladığı fiyatı 2 TL'ye indiriyor. Tüm mesele almaktan vazgeçip gitmeniz, arkadan koşturup ne fiyat verirseniz razı oluyorlar;)
İlginç bir gelenekleri var rehberin bize anlattığına göre : Çocuklara vietnam ismi ve bir de nickname veriyorlarmış. Büyüyene kadar nickname ile çagriliyorlar. Çocuklar çok hasta oluyormuş ve hatta çocuk ölümlerine de çok rastlanıyormuş. Nickname olarak çirkin isimler koyuyorlarmis ki kötülükler korkup kaçsin ve saglikli olsunlar. Bu isimlerden bazıları sıçan, yılan, örümcek falan ...
Şimdi gelelim Hanoi'de gördüklerimize :
Hoan Kiem Lake
Ho Chi Minh'in mozalesi
Yine şansılıyız Ho Chi Minh'in mozalede sergilenen bedeni, 2 aylık bakım için Rusya'ya gitmeden hemen önce görme şansımız oldu.
Fotoğraf çekmeyi bırakın içerde herşey yasak, konuşmak yasak, elleri arkada kavuşturmak yasak, gözlük kafada durması yasak, tek veya üçlü durmak yasak mutlaka ikişerli sıra olunacak...
Ho Chi Mihn'in konutu ve bahçesi
One Pillar Pagoda
Temple of Literature (Vietnam'ın ilk üniversitesi)

Hanoi'de geçirdiğimiz bir günün ardından meşhur Halong Bay'e gidiyoruz ertesi gün. Burası 2.000 den fazla adacıktan oluşan ve haritada bile gördüğümüzde içimizi gıcıklayan güzellikte bir yer. Sanki başka bir dünyaya geldik. Heyecanlıyız ama aynı zamanda da çok şanslı. Çünkü tayfun Filipinlerden sonra Vietnam'ın kuzeyini de vurdu ve biz gelmeden bir gün öncesine kadar Halong Bay turlarının hepsi iptal edilmiş. Şans bu ya biz 3 günlük turumuzu hiçbir problem yaşamadan yapabildik. Biraz açız ama herşey yolunda gidiyor. Halong Bay'i Çok yazmaya gerek yok fotoğraflar anlatıyor herşeyi.
Halong Bay'de teknede bir akşam yemeği
İnci çiftliği
Halong City'de inci kolye satan kız
Halong Bay'den ayrılıp Hue'ye doğru yola çıkıyoruz 17 kasım gecesi. Gezimizin 19. günündeyiz. Hue'ye 11 saatte gitmesi gereken yataklı trenimiz tam 14 saatte vardı. Zaten aynı gecenin gündüzü sel basmış yolu diye tren de 5 saat rötarlı kalkmıştı. Herşey yolunda derken sel basmış bir yere doğru yola çıktık. Pek yiğitliğe çamur sürdürmüyoruz ama bilinmeyene doğru gitmek çok da huzurlu hissettirmiyor. Uzun sürmesinin ve alışmadığımız bir konfor paketiyle !!! gelen tren yolculuğunun zevkinin doruklarındayken güzel haber geliyor nihayet: sel ve yapmur dinmiş, hayat normale dönmüş Hue'de;) Hadi yine şanslıyız.
Trenden Vietnam manzaraları
Hue şehri oldukça tarihi ve tursitik bir yer. Ben pazaryerini de gezme şansı buldum, fotoğraflarda gördüğüm "acaba ne zaman orada olacağım" dediğim, yaşlı kadınların bambu şapkalarının altından pek de gülümsemeyerek sebzeleri doğrayarak sattığı pazaryerindeyim işte. Tarih 17 Kasım 2013 saat 16:21. Güzel bir akşamüstü.
Parfume River (Hue)
Sel sonrası Parfume River'da temizlik çalışmaları
@ Forbidden City (Hue)
veeee Royal Tombs of Hue :
Bir sonraki durağımız Hoian. Bundan sonrası bir diğer yazıda;)